Mutsuzluk ve Tüketim Çılgınlığı

Mutsuzluk ve Tüketim Çılgınlığı

Homo Sapiens binlerce yıl boyunca doğanın seçilim baskısı altında diğer türlerle ve tür içi çatışmalarla hayatını devem ettiriyordu.

Avcı toplayıcı yaşam ilk önce tarım devrimi sonra sanayi devrimi ve en son bilgi devrimiyle tamamen değişmiş durumdadır.

İnsan doğasına uygun olmayan ama onu baskılayan bir çok dini ve ahlaksal dayatmalar ortadan kalkmış durumdadır.

Din ve ahlak kuralları insanları düzenlemeyi amaçlasada her zaman güçlüyü daha güçlü yapmıştır ama bazı şeyleri de düzenlemiştir.

Sanayi Devrimiyle ilk önce kırsal yaşam zarar görmüş ve metropol şehirler ortaya çıkmıştır. 

Bu yeni yaşam biçimi eski geleneksel kalabalık akraba ailelerden bireysel ailelere geçiş olmuştur.

Kadın özgürlükleri artmış ve evlilik kurumu yıkılmıştır. Bunun avantajları da var dezavantajları da. Kadınlar kendilerine biçilen geleneksel rollerden kurtulmuştur bir noktaya kadar. 

İnsani açıdan tarihin en iyi dönemindeyiz en az savaş ve ölümlerin olduğu bir zamanda yaşıyoruz. Bu çağda mutsuz olmak mantıksız ama en mutsuz çağımızı yaşıyoruz.

Biz memeli canlılar dünyayı 3 şekilde algılarız. Duygular, Algılar ve inançlarla.

Tarih boyunca dinler bizim dünyayı anlamamızı ve açıklamamızı sağladı. Hayatımıza anlam katıyordu ama zamanla sorulara cevap verememeye başladı ve dinlerin zamanı geçti. Dinler temelde insan bencilliğini ve açgözlülüğünü kısıtlamayı amaçlıyordu ama başarılı olamaz. İnsan doğası değiştirilemez. Bu genlerde yazılı bilgiler ancak seçilimle değişebilir.

Yeni çağımızda artık özgür ve serbest piyasanın reklam bombardımanı altındayız. İnsanlar çok “hassas ve mutsuz”.

Genç erkeklerin hepsi “çok güzel kadınlarla hızlıca seks yapıp kendi erkeklik duygularını ve egolarını” tatmin etmek istiyor. Daha çok tüketmek eğlenmek uyuşturucu,seks partileri ve eğlence arıyor. Bir çeşit Dan Bilzerian vari bir hayat istiyor ama bunu ancak erkeklerin %1 kadarı yapabilir.

Erkekler artık düşük seviyede işlerde çalışmak istemiyor. (Avrupalı erkekler çalışmıyor bu yüzden mülteci alıyorlar ayak işlerini yapsınlar diye).

Sistem böyle işlemez işin kaymağını küçük azınlık yerken büyük bir kesim fakirliğin acılarıyla boğuşmakla meşgul olacaktır.

Her erkeğin hayali dünyayı gezmek,güzel kadınlarla yatmak ve ilginç deneyimler edinmektir. Bir çeşit mutluluğu tamamen dışsal deneyimlere atfederek onlar üzerinden değer elde etmektir. 100 kızla yatarsam çok iyi hissedeceğim ve bunu başardığında da bir boşluk hissedecektir. Zengin erkeklerin hissettiği türde bir varoluşsal bir sorun yaşayacaktırlar.

Kadınlar da ise durum daha kötü bir halde. 

Kadın cinselliği tarih boyunca erkek ahlak kuralları ve denetimi altında tutuldu. Bunun sebebi ise erkeklerin genlerini aktarma da ki takıntılarıydı. Sonuçta bebeğin kendinden olduğundan asla emin olamazsın. Başkasının çocuğuna bakmak iste bir erkek için kabullenilemez bir durumdu. O yüzden kadınları  ahlak ve dini kuralların baskısı altında tuttular. Ayrıca kadınların algıları erkeklerden farklıdır. Üreme yükümlülüğü kadına ciddi sorumluluklar getirdiği için (9 ay hamilelik, 2-3 yıl emzirmek) kadınlar erkekleri seçmekte çok titiz davranmak zorundaydılar. Erkek kadın hamileyken giderse kadın hayatta kalmakta, beslenmekte ve korunmakta ciddi sorunlar yaşamıştır. 

Ayrıca geleneksel aileler kadınları kontrolde tutmuş ve onlaru ahlak kurallarıyla şekillendirmiştir. Dedikodular;ölümler,aldatmaların sebebidir. Şuanda bile küçükşehirlerde dedikodular sürekli dönüyor. Bir erkeğin en büyük korkusu aldatılmaktır çünkü çocukların başkasından olma ihtimali dayanılmazdır. 

Kadın modern çağda özgür ve artık kendi seçimlerini yapabiliyor. İş hayatında yer alıyor ve kendi gelirini kazanabiliyor. Bu güzel bir gelişme erkeğin gücünün önemi azaldıkça kadınlarda sistemde güç kazanıyor. Kendine bakabiliyor ve devlet desteği sağlayabiliyor. 

Geleneksel ailede ev işleri yapmaktan ve çocuk büyütme kaderinden kendisini kurtarmıştır. Kocasının keyfine kalmış bir hayattansa kendi ayakları üzerinde durabiliyor. Buna saygı duymak gerekiyor.

Ayrıca ilişkiler kadınların kontrolünde olan bir alan. Kadın izin vermedikçe erkek onunla bişey yaşayamaz. Kadınların standartları yükseldikçe ilişki kriterleride yükselir. Ayrıca kadınlar iş hayatında yer aldıkça daha az erkek iş hayatında yer alabilir. Bu erkeklerin standartlarının düşmesine neden oluyor.

Ayrıca özgür kadın kendisi seçer takılacağı erkeği. o yüzden gerçek bir erkek seçecektir ve bu erkeklerin oranı çok az. Para,Yakışıklılık,sağlam karakter ve statüde bu seçimlerde etkili rol oynayacaktır.

Ayrıca kadınlar seçici olmakta haklı bazı erkekler gerçekten kadınlara iyi davranmıyor. Cinayetler, kadını dövmek ,tehdit , şantaj derken işin bokunu çıkarıyorlar. Kadın artık özgür ve istediğini seçebiliyor. Eskisi gibi kör sadık kalmasına gerek yok. Devlet kadına sahip çıkıyor.Onu koruyan bir yapı olarak devletin bunu üstlenmesi de güzel. Erkekler kaba kuvvetin getirdiği gücü kaybediyor.

Bu çağda erkeklerin %60 kadarı kadınsız kalmaya mahkum. Kadınlar onları görmüyor. Bu erkekler sistemde alt sıralarda ve güçsüzler  Karakter gücü,entellektüellik ve zekadan yoksunlar.

Bu bir açıdan büyük bir erkek kesimini agresifleştirsede onlara sistemin artık ihtiyacı yok. Onlar bu çağda tutunamayacaklar.

Kadınların zayıf yönü ise logical düşünememeleri. Evet veya hayırlı düşünemiyorlar. Bu yüzden tüketim çılgınlığı ve kadınlar arasında ki rekabet çok sert geçiyor. 

Kadınlar tüketime fazlasıyla müsait ve özgürleştirilme sebebi de bu. Kadınlar tv showları,kıyafetler, lüks yaşama fazla istekliler. Bu onların temel bazı mantıklardan yoksun kalmalarıyla ilgili. 

Kadınların bu ilkel zayıflığı tüketim deliliğiyle de eşleşince işler çığırından çıkıyor. Kadınların hepsi ciddi anlamda mutsuz çünkü ruhsal doyuma ulaşamıyorlar. Dönemsel değişimler ve eşleşme kaygıları da eklenince çağımızda ruh hastası kadınların sayısı çok fazla arttı.

En iyi mekanlarda takılıp diğer kadınları kıskandırmak, en pahalı kıyaferlerle hava atmak ve sosyal medyaya bunu sürekli yansıtmak.

Dikkat ettiyseniz sosyal medyada kadınlar hayatlarını deli gibi paylaşıyor ve bununla övünüyorlar. Bazı erdemlerden yoksunlukları ve solipsist olmaları da bunu kendilerince meşru kılıyor. 

Tüketim bizim algılarımızı bozdu. Tüm insanlar daha fazlasını istiyor. O sosyal medyada ve tv de gördükleri hayatı yaşamak istiyor ama olmayınca da üzülüyor. 

Erkekler lüks arabalar ve seksi kadınlar istiyor ama olmayınca ağlıyor mutsuz oluyor.

Kadınlar yakışıklo,çekici,başarılı,zengin ve kendisine aşık erkek istiyor. O dizilerde ki aşkı yaşamak istiyor. Kendi çevresindeki erkekler bu seviyenin çok altında kalıyor. O yüzden mutsuz oluyor hayaller aleminde yaşıyor. Kendi sosyal seviyesini aşan erkeklerde bunu en fazla 1 gecelik ilişki için ister. Kadın bunu kabullenemiyor.

İnsanların bencil doğası vahşice ortaya çıktı. 

Aileler de para konusu ciddi tartışma alanı. Herkes daha fazlasını istiyor ve mutsuzlar. Sahip olduklarını mutluluk kaynağı olarak görüyorlar. Evet yeni bişey almak güzel hissettirir ama bu geçicidir. Uzun sürmez. Bu mutluluk evrimsel bir miras. Hayatta başarılı oldukça mutlu hissedersin ama bu modern dünyayala uyumlu bir duygu değil.

Bencil yönlerimiz bizim insan ilişkilerimizi mahvediyor. İnsanlar giderek mükemmelleşti. Karşı cinsi beğenmiyor kendisine bakmadan.

Herkes en iyi işi en iyi konumu istiyor hak etmeden. 

İnsanlar arası bu çekişme aslında çok aptalca. Ben arkama yaslanıp partinin tadını çıkartıyorum eğleniyorum ama insanlar çok kaygılı ve stresli. 

Bir şeyi elde etmek için çok çabalıyorlar elde edincede kaybetmekten korkuyorlar. Sürekli stresle uğraşıyorlar.

Bu tüketim çılgınlığından ailelerde çocuklarda nasibini aldı. Aile kurumu yıkıldı. Çocuklar psikolojik olarak zayıf büyüyor.

Erkek çocuklar kendi erkekliklerini yaşayamıyor sorumluluk almak,karar vermek,öncülük etmek gibi basit görevleri bile yapamıyor. Çoğu asosyal ve özgüvensiz.

Kadınlar güzelliğine bakmadan erkekten aşırı taleplerde bulunuyor ve bunu karşılamıyor erkekler. Ayrıca kadın yaşlandıkça erkeklerin  ilgisi kesiliyor. Bu sefer evlenmeye adam bulamadığı için kafayı yiyor.

Sistem ve yeni kapital dünya mutluluğu tamamen çökertti. Kendi içinde mutlu olamayan, sürekli ağlayıp şikayet eden bebelerle dolu heryer, herkes çok hassas ve zayıf, herkesin egosu çon kırılgan. Bu tür insanlar asla mutlu olamayacak. mutluluk kişinin kendi içinde. Tamamende içsel değil. %70 içsel ve %30 dışsal.


Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

×